Islamabad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Islamabad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2011 Pazartesi

Islamabad'da 14 Şubat St. Valentine's Day

Utanmasam fotoğraf çekerdim, böylece kimse beni yalancılıkla suçlayamazdı, ama bugün İslamabad'ın heryeri kırmızı kalp şekilli uçan balonlarla doluydu, kameralar filan devamlı çekim yapıyor, mesela ary tv çiçekçilerin önünde elinde bir buket gül ile gülerek birşeyler anlatan bir kızla röportaj yapıyordu.
İslamabad St. Valentine's Day kutluyor, o zaman bana düşen "St. Valentine's Day Mubarak Pakistan" demek...

Buradan çıkarttığım hisse: İslamabad'a gelen bir yabancı Pakistan'ı kesinlikle anlayamaz. İslamabad Pakistan'ı yansıtmıyor. Anlatamadım, kısa kesiyorum.

Denebilir ki, belki de mevlit kandili içindir bu hazırlıklar, hayır değil. Burada mevlit kandili 17 şubatta.
Off, bu da ayrı bir konunun başlığı olsun, mesela "Rüyet-i Hilal ve dost ve kardeş ülke Pakistan" gibi...

6 Şubat 2011 Pazar

Muson Yağmurları

Bir muson yağmurları mevsimi ile daha beraberiz. Şu anda gökyüzünden yağmur iniyor aşağıya, buna yağmak diyemiyorum, çünkü normal şartlarda yağmur böyle yağmaz, ya bu yağmur değil, ya da muson yağmuru dediğimiz buysa muson yapmuru yağmıyor, gökten iniyor.

Döndükten sonra yazmayı düşündüğüm ilk yazı bu değildi, ama Allah dost ve kardeş ülke Pakistan'ın yardımcısı olsun, işleri çok zor, çok...

16 Ocak 2011 Pazar

Hangisi daha önemli? Elektrik mi, yoksa su mu?

Saçma bir soru gibi gelebilir bu ilk bakışta. Mesela Ankaralılar bilirler, suyun kesilmesi çok kötüdür, oysa ki herkes bilir ki elektrik kesilmesi çok daha kötüdür, çünkü bilgisayar başındayken elektrikler kesildiğinde insanın canı sıkılır ve televizyon seyrederek elektrik kesintisinin geçmesini beklemek ister, ama mümkün değil tabi.

Etrafımızdaki bunca şey elektrikle çalışırken elektrik çok daha önemlidir değil mi? Ama biz su kesintisine daha çok tepki gösteririz, çünkü yazın sıcağında sular kesilmişse her türlü elektrikli alet çalışırken pis pis oturmak kimseyi mutlu etmez, halbuki elektrik kesintisi dediğin olsun olsun bir saat kadar sürsündür.

Sanırım önemli olan kesintinin süresi. Ne kadar kısa o kadar iyi tabi ki, ama bir kesintiye tahammül sınırı nedir, ne olmalıdır?

Dost ve Kardeş ülke Pakistan'ın başkenti olan İslamabad'da dahi günde 4-5 kez birer saatlik elektrik kesintileri olmakta, ama çok şükür su kesilmiyor. Bir süre sonra insan alışıyor tabi, çünkü İslamabad dışındaki çoğu yerde elektrik sadece birkaç saat boyunca var, şükretmeyi öğreniyor insan bir yerden sonra, çünkü İslamabad dışındaki çoğu yerde içme suyu da sadece kuyu suyu olarak bulunuyor, o da şanslı yerlerde. Hala, 2011 yılında bile, hala insanlar çukurlarda su biriktirip oradan su içiyorlar.

Bunun müsebbibi ise elektrik yetersizliği bence. Eğer elektrik olsaydı -ki bu aslında aynı zamanda hidro elektrik santralleri anlamına da gelecektir Pakistan'da-, insanlar suya da kavuşacaktı. Sadece hidroelektrik santralleri olarak bakmıyorum, bildiğimiz su kuyularının pompaları türbinleri de elektrikle çalışıyor ne yazık ki, insan istiyor ki alternatif bir enerji olsun, elektriğe muhtaç olmasın kimse, ama şu an elektrikle çalışıyor çoğu pompa ve türbin.

Bir sonuca varmam gerekirse:
Bence de su kesintisi kesinlikle daha kötü, insan elektriksiz yaşar ama temizlik olmadan yaşaması mümkün değil, yani elektriksizlik öldürmüyor ama susuzluk öldürüyor cidden. -özellikle Pakistan şartlarında-
Ama susuzluğun sebebinin de elektriksizlik olduğunu göz önünde bulundurduğumuz zaman, Pakistan'ın asıl sorununun susuzluk değil elektriksizlik olduğunu anlıyoruz.

Benim bu sonucu farkına varmamı sağlayan dost ve kardeş ülke Pakistan'a teşekkürü bir borç bilirim.

-11 Aralık 2010'da başlayıp henüz bitirebildiğim yazı-

4 Kasım 2010 Perşembe

İslamabad

Başkent İslamabad cetvele çizilmiş, kağıt üstünde oluşturulup uygulamaya gelince biraz sorunlu da olsa çok çok düzenli bir şehir, elle yapılmış başkent.

Ankara da sonradan başkent olmuş, ortada köy gibi dururken yavaş yavaş gelişmiş filan ama İslamabad öyle değil, ortada ufak kabileler varken başkent yapmaya karar vermişler, tamamen İngiliz stili bir kent. Zaten sokaktaki herkes sıze "Sör" diye hitap ediyor.

"Your good name sir?"
Bu nasıl bir isim sorma şeklidir yahu? İngilizlerden nefret ediyorum galiba, müzisyenleri hariç...
Suçları yok tabi ki insanların ama "Sör" diye gelen ilk kişinin ağzının ortasına bir tane vurmak istiyorum. Dediğim gibi, diyen insanın suçu...var işte, selpak satan çocuğun "abi, abi, abi, abie, abieya, abiyeow" demesi gibi, bu suçun tamamı da İngilizlerin değil bence. Neyse, kendi kendimi gaza getirmeme gerek  yok.

İslamabad diyordum, kim hatırlamıyorum, pek de ünlü olmayan birinin dediği gibi "İslamabad'ın New York ile tek benzerliği Manhattan Mezarlığıdır, orası bile İslamabad'dan hareketli." Bence abartmış kim demişse, süper bir yer bence, Jinnah Super Market var, super market filan değil, bir sürü dükkanın olduğu bir çarşı, burada çarşılara super market deniyor. Fotoğrafını da çekmek isterdim ama yanıltıcı olacağı için çekmedim hala, Ankara Sıhhiye köprüsü altındaki çarşılar bunlar. Genelde cep telefoncuları var, biraz giyim, ve en önemlisi Mr. Saeed Books ve Cambridge Bookstore var ki Cambridge 6250 square feetlik alanıyla görülmeye değer bir kırtasiye. Evet, artık kırtasiyeler de gözümde büyüyen yerler, not defteri almak istediğimde bana telefon defteri verdi önce, ben de "hayır, not tutmak için defter" dedim, harita metod defteri verdi, "gıpta veya front veya barunson olsa alırdım" dedim, anlamadı, çıktım. Bir kaç tane de ufak sahaf var, sahaf demek isterdim ama özellikle sahaflık yapmıyorlar, eski kitapları sattıkları için sahaf diyorum, yani yeni kitap olsa onu satacaklar ama bulamıyorlar sanırım, ama kitap çok ucuzmuş, bilemedim yine de. [olmadı kitap işine giriyorum]

Sektörler var İslamabad'da, her sektör de galiba alt sektörlere ayrılıyor, mesela G-11/3 gibi veya bizim ofisin bulunduğu F-7/2 gibi, üçüncü sayının 4ten büyük olduğunu görmedim, demek ki G-11 veya F-7 kare yerlerden oluşuyor.

Burası memur şehri, buldum yine Ankara'yı... Ve son olarak,

İslamabad, lafım sana, fotoğraf çekilmeyi haketmiyorsun...
[yine de ayak bastığım ilk yer olarak sana karşı ufak duygular da beslemiyor değilim, veya saçmalıyorum]